6 Mayıs 2009 Çarşamba

Nasılsınız? - 27 Nisan - Tribün Liderleri


Beşiktaş - Alen Markaryan
Fenerbahçe - Sefa Kalya
Eskişehirspor - Mustafa Akgören
Ankaragücü Tribün liderleri - Koray Akdoğan - İlknur Azizoğlu - Ali İmdat
Kocaelispor - Haluk Bozo
Bursaspor - Selim Kurtulan
Trabzonspor - Adem Söğüt
Sivasspor - Yalçın Korkmazgil
Galatasaray - Sabahattin Şirin
Adıyamanspor - Abdurrahman Vural
Gençlerbirliği - Murat Kahramaner
Diyarbakırspor - Ramazan Tugay
Denizlispor - Ömer Çimen
Göztepe - Ferhat Daşdelen
Karşıyaka - Onur Kırmacı
Adana Demirspor - Göksel Tel

1. Bölüm
http://s1.dosya.tc/Nasilsiniz_1.part1.rar.html
http://s1.dosya.tc/Nasilsiniz_1.part2.rar.html
http://s1.dosya.tc/Nasilsiniz_1.part3.rar.html

2. Bölüm
http://s1.dosya.tc/Nasilsiniz_2.part1.rar.html
http://s1.dosya.tc/Nasilsiniz_2.part2.rar.html

3. Bölüm
http://s1.dosya.tc/Nasilsiniz_3.rar.html

4. Bölüm
http://s1.dosya.tc/Nasilsiniz_4.part1.rar.html
http://s1.dosya.tc/Nasilsiniz_4.part2.rar.html
http://s1.dosya.tc/Nasilsiniz_4.part3.rar.html
http://s1.dosya.tc/Nasilsiniz_4.part4.rar.html

........

10 Nisan 2009 Cuma

Hayırlı Teskereler Güzel İnsan...

Uzunu, kısası farketmiyor ya bu işin, bitsin de gitsin muhabbetleri ile de dolmuyor kaybolan zamanın kendisi. Özlem birbirini tanımayan insanlar arasında da olabiliyor. Yazıların, duyarlılığın, sanatla ve bu blogla olan o güzel ilişkini çok özlicez. Özlemin adı kısa kendisi büyük olucak anlican. Sevgilerimle beleştepe, hayırlısı ile git hayırlısı ile gel.

1 Mart 2009 Pazar

Geri Kalan Herşey Hikaye...

Bu söylediklerinize karşılık haftalardır kapalının yukarısına doğru haykırmalarla karşı koymaya çalışıyoruz. Büyük abilerimiz top karşı takımda iken kartal gol diye bağırmanın derdinde top biz de iken kendi aralarındaki hesaplaşmaları yaşamakla meşguller. Bu durum bile o kadar sıradanlaşmış ki arkadaşlarım maça gelemediklerinde ilk soruları yine kavga oldu mu şeklini almış. Ne takımla ilgilenir ne maçla ilgili kritik yapmaya fırsat bulamıyoruz anlicanız. Ama abilerimiz hala herşeyin en iyisini bildiklerini en doğru olanı yaptıklarının inadında. Bu durumdan sıkılan ya da elinden bişi gelmeyen insanlar kaçıyor tribünden ya bunu da anlaşmış değilim. Ben Beşiktaşlıyım. Elimden geldiğince hayat izin verdiği ölçüde de hep yanında olucam. Beğenmiyorsam, istemiyorsam o kutu tayfasını da, Çarşı'yı da, diğer grupları, yönetimi vs. Beşiktaş dışında olan herşeyi sevmiyorsam da ben o elimle tutamadığım, gözümle göremediğim ama kalbimin içinde en derinde olan sevgimi göstermek için oradayım. Ama artık seçiciyimde. Tezahürat doğru zamanda yapılmıyorsa, doğru şekilde yapılmıyor ise sırf kendimi tatmin edicem diye de bağırmıyorum. Yukardan dön dön diye bağırdıklarında diğerleri gibi yüzümü değil sırtımı dönüyorum. Bir gol atılınca pınar başı değil gerektiğinde ıslıklarla karşı takımı demoralize etmeye, yeri gelince Beşiktaş'ım diyerek takımımı destekliyorum. Gökhan Zan'a cam adam diye nasıl bağırmıyorsam Serdar Özkan'ın da messiyle kıyaslamıyorum. Dört gözle stadın yıkılmasını bekliyorum. Hem de içim acıyarak.. Belki o zaman o kendini bilmez kutu tayfasını hakkettiği yere sürerlerde biz de takımımıza deliler gibi destekleriz diye. Belki cok insafsız, cok acımasız ve anlayışsız bir yaklaşım sergiliyorum gibi gelebilir sizlere ama gerçek olan Beşiktaş sevgisi geri kalan herşey hikaye...

23 Şubat 2009 Pazartesi

Klasik Bir Haftabaşı İşte....

Bugün herkes haftabaşı olması itibariyle kısa futbol muhabbetleri yaptılar işyerinde. Direkt dönüp ilk sözlerine muhatap olarakta beni seçtiler. Rakiplerin puan kaybetmesinden, en çok bu hafta Beşiktaş'a, Sivas' a yaradığından ve bi ton anlamsız şeyden bahsettiler. Saygısızlık olmasın diye elimizden geldiğince fikir beyan ettik. Ama bunu yaparken ne bir heyecan ne de zevkle yaptım. Evet belki söyledikleri doğru, belki herşey iyi gidiyor ama bu tarz vaziyetlerden pek olumlu düşünceler çıkmıyor benden. Biraz karakter biraz da her hafta izlediğim Beşiktaş'tan dolayı. Hani 3-0 değilde ondan öncesini konuşsak, ya da bu hafta veya Trabzon maçını değilde ondan önceki bir kaç maça dönüp baksak gerçekten aynı hisleri taşıyor olur muyuz? Açıkçası ben yine olumsuz bir halde kalırım. Ama ne eksik ne fazla. Artık Beşiktaş'ımı ne kadar çok sevsem de ne kadar çok yanında olmaya çalışsam da eskisi kadar umutlu, olamıyorum. İçimde hep bir korku mevcut. Her maç başlamadan kesin puan veya puanlar kaybederiz leri kendi kendime söyleyerek olabilecek en kötü senaryoya kendimi hazırlayıp daha az kafama takmaya çalışıyorum. Yani uzun lafın kısası ne kadar sevsem de Beşiktaş'ı ne kadar istesem de en önde olmasını, artık umut edemiyorum. Mutlu olma kısmına gelince kazanmak veya kaybetmekle mutlu olmak veya olmamak arasında bir bağlantı kurmadan yaşamaya çalışıyorum sevdamı.

20 Ocak 2009 Salı

Böyle Adamları Seviyorum...

Bağlı olduğum, kalbimi verdiğim takımda kalmayı tercih ettim.

Dün akşam evinin önünde kendisine tezahürat yapan Milan taraftarlarına penceresinden takımın formasını gösterip göğsüne üç kez basan Kaka, menajeri olan babasını ikna etti ve ilk defa ona hayır diyerek kararını tek başına verdi.

Kaka, hafta sonunda oynanan karşılaşma boyunca kırmızı-siyahlı taraftarların kendisine tezahüratta bulunmalarının, tribünlerin AC Milan'da kalmasını isteyen pankart ve dövizlerle donatılmasının, kendisini duygulandırdığını da ifade etti. ''Cumartesi günkü maç, benim için olağan dışıydı. Tarifi güç bir heyecan yaşadım'' diyen Kaka, kendisinden sevgisini esirgemeyen taraftarlara da teşekkür etti.

9 Ocak 2009 Cuma

Gitti!....

Aydın da gitti. 
Bu takıma, bu yönetime, bu teknik kadroya artık ne söylenecek laf kaldı ne de tutulacak bir yanları. 
Bıktım, usandım ve artık yıldım. 
Siz ne derseniz deyin bu hale gelmemizdeki yegane neden karşı çıkamıyacaksak, çıktığımızda da "BEŞİKTAŞ'a Zarar Vermeyin" diyerek bizi durdurmaya çalışacaklara cevap veremiyeceksek herşeyi bırakalım kendimizden utanalım.... 

14 Aralık 2008 Pazar

Neler Oluyor Bu Takıma!....

Dün akşam İnönü'ye giderken kafamızda bir ton soru işaeti mevcuttu. İbrahim Üzülmez-Sivok cezalı, Tello sakat, takım ve teknik direktör formsuz, yönetim istikrarsızdı. Gerçi sakat ve cealar dışında diğer bütün durumlar bir kaç yıldır istikrarlı performanslarıyla! kendini kabul ettirmiş, bi nevi taraftar için sıradanlaşmıştı. Ama ne olursa olsun taraftar yine stadı tam olmasa bile doldurmaya başarmıştı. 
Benim açımdan ise İbrahim Üzülmesin cezalı olması bir şanstı. Etrafımda ki futbol ile ilgili kişilere İbrahim Üzülmez'le ilgili sorduğum tek bir soru var. O da bizim bu oyuncu da göremediğimiz ama BEŞİKTAŞ'a gelen her hocanın bizim göremediğimiz o meziyet, hırs, gayret, yetenek artık herneyse işte onu  görüpte ilk onbirde kendisine şans vermesi. Bu adam bu takımda oynamaya devam ettikçe başarının yakın olmadığını hissediyorum. İbrahim Üzülmez'in kanadını Serdar Özkan gibi geçen senenin ikinci yarısından itibaren takıma bir faydasını bırakın kendine hayrı olmayan bir adamla kapatmaksa ayrı bi sıkıntı oldu benim için. Maç öncesi Delgado'nun soyunma odasında ağladığı haberinin kapalı içinde kulaktan kulağa aktarılması ve benimde bunu duymamla birlikte bu duygusal çocuğun bu maçta yine faydadan çok takımı eksik bırakacağını hissine kapıldım ki maç sonunda hislerimin ne kadar güçlü olduğunu kendime bir kez daha kanıtlamış oldum. Delgado geldiğinden beri çok büyük işler yapmış olmasa da ona olan inancım hep vardı. Genç olması, topun ayağına yakışıyor olması benim O'nunla ilgili umut taşımama yetiyordu. Daha gençti ve tecrübe kazandıkça çok daha iyi olacaktı. Ama açıkçası Türkiye gibi her konuda istikrarsız bir ülkede bir takımda 2-3 yıl geçirdikten sonrada hala performans artışı gösteremiyorsan artık orda bir sorun olduğu aşikardır. Bu yükü Delgado'nun üzerine yıkmak ise haksızlıktır. Yönetim bu kadar kötü iken, taraftar ne yapacağını bilmez iken, takım genel anlamda umut vaadetmiyorken Delgado'yu oyundan çıkarken ıslıklamak çok doğru gelmiyor bana. 

Delgado'nun nerde oynatılması gerektiği, nasıl oynaması, nasıl güçlü olacağı benim işim değil. Benim işim herşeyi sonuna kadar toz pembe görüpte oturduğum yerden avazım çıktığı kadar bağırmakta değil. Benim tek görevim üzerlerinde taşıdıkları formanın hakkını vermelerini beklemek, elimden geldiğince de en doğru şekilde destek vermek. Fakat takımda durumlar bu kadar karmaşık iken benimde kafamın karıştığı bir gerçek. Ondan bir Pascal veya İlhan Mansız olmasını istemiyorum. Ondan sadece elinden geleni yapmasını istiyorum ve bunda da sonuna kadar hakkımın olduğunu düşünüyorum. 
Maçla ilgili bir kişi hakkında da yorum yapma ihtiyacı duyuyorum. Bu şahıs ne oynadığı oyunla ne de davranışlarıyla bana samim gelmiyor. Ne yerini biliyor, ne özveri gösteriyor. ilk oynamaya başladığı zamanlarda Messi ile karşılaştırılan -ki ne kadar gereksiz ve anlamsız bir karşılaştırma olduğu gün gibi ortada- bizim için kutsal sayılan Pascal'ın forma numarası taşıma onuruna erişmiş Serda Özkan. Ben bu çocuğun en yakın zamanda bir Anadol kulübüne kiralık gönderilerek aklının başına getirilmesini düşünüyorum. ibrahim Akın, Burak Yılmaz vakaalarından sonra bir üçüncü kişiye aynı sabrı gösterilebileceğini hiç sanmıyorum ki bana göre sabrımızın pek olmadığı aşikar. Ne yaptığını bilmez bi halde, toptan, rakipten kaçan, tekme ve ikili mücadeleden korkan bir adam futbol gibi takım oyunları yerine gitsin bireysel sporlara yönelsin.
Haftaya Galatasaray maçına gelince açıkçası benim çok büyük bir umudum yok. Takım bu şekilde oynarken, oynatılırken başarı beklemek pollyannacılıktan başka değildir benim için.