14 Aralık 2008 Pazar

Neler Oluyor Bu Takıma!....

Dün akşam İnönü'ye giderken kafamızda bir ton soru işaeti mevcuttu. İbrahim Üzülmez-Sivok cezalı, Tello sakat, takım ve teknik direktör formsuz, yönetim istikrarsızdı. Gerçi sakat ve cealar dışında diğer bütün durumlar bir kaç yıldır istikrarlı performanslarıyla! kendini kabul ettirmiş, bi nevi taraftar için sıradanlaşmıştı. Ama ne olursa olsun taraftar yine stadı tam olmasa bile doldurmaya başarmıştı. 
Benim açımdan ise İbrahim Üzülmesin cezalı olması bir şanstı. Etrafımda ki futbol ile ilgili kişilere İbrahim Üzülmez'le ilgili sorduğum tek bir soru var. O da bizim bu oyuncu da göremediğimiz ama BEŞİKTAŞ'a gelen her hocanın bizim göremediğimiz o meziyet, hırs, gayret, yetenek artık herneyse işte onu  görüpte ilk onbirde kendisine şans vermesi. Bu adam bu takımda oynamaya devam ettikçe başarının yakın olmadığını hissediyorum. İbrahim Üzülmez'in kanadını Serdar Özkan gibi geçen senenin ikinci yarısından itibaren takıma bir faydasını bırakın kendine hayrı olmayan bir adamla kapatmaksa ayrı bi sıkıntı oldu benim için. Maç öncesi Delgado'nun soyunma odasında ağladığı haberinin kapalı içinde kulaktan kulağa aktarılması ve benimde bunu duymamla birlikte bu duygusal çocuğun bu maçta yine faydadan çok takımı eksik bırakacağını hissine kapıldım ki maç sonunda hislerimin ne kadar güçlü olduğunu kendime bir kez daha kanıtlamış oldum. Delgado geldiğinden beri çok büyük işler yapmış olmasa da ona olan inancım hep vardı. Genç olması, topun ayağına yakışıyor olması benim O'nunla ilgili umut taşımama yetiyordu. Daha gençti ve tecrübe kazandıkça çok daha iyi olacaktı. Ama açıkçası Türkiye gibi her konuda istikrarsız bir ülkede bir takımda 2-3 yıl geçirdikten sonrada hala performans artışı gösteremiyorsan artık orda bir sorun olduğu aşikardır. Bu yükü Delgado'nun üzerine yıkmak ise haksızlıktır. Yönetim bu kadar kötü iken, taraftar ne yapacağını bilmez iken, takım genel anlamda umut vaadetmiyorken Delgado'yu oyundan çıkarken ıslıklamak çok doğru gelmiyor bana. 

Delgado'nun nerde oynatılması gerektiği, nasıl oynaması, nasıl güçlü olacağı benim işim değil. Benim işim herşeyi sonuna kadar toz pembe görüpte oturduğum yerden avazım çıktığı kadar bağırmakta değil. Benim tek görevim üzerlerinde taşıdıkları formanın hakkını vermelerini beklemek, elimden geldiğince de en doğru şekilde destek vermek. Fakat takımda durumlar bu kadar karmaşık iken benimde kafamın karıştığı bir gerçek. Ondan bir Pascal veya İlhan Mansız olmasını istemiyorum. Ondan sadece elinden geleni yapmasını istiyorum ve bunda da sonuna kadar hakkımın olduğunu düşünüyorum. 
Maçla ilgili bir kişi hakkında da yorum yapma ihtiyacı duyuyorum. Bu şahıs ne oynadığı oyunla ne de davranışlarıyla bana samim gelmiyor. Ne yerini biliyor, ne özveri gösteriyor. ilk oynamaya başladığı zamanlarda Messi ile karşılaştırılan -ki ne kadar gereksiz ve anlamsız bir karşılaştırma olduğu gün gibi ortada- bizim için kutsal sayılan Pascal'ın forma numarası taşıma onuruna erişmiş Serda Özkan. Ben bu çocuğun en yakın zamanda bir Anadol kulübüne kiralık gönderilerek aklının başına getirilmesini düşünüyorum. ibrahim Akın, Burak Yılmaz vakaalarından sonra bir üçüncü kişiye aynı sabrı gösterilebileceğini hiç sanmıyorum ki bana göre sabrımızın pek olmadığı aşikar. Ne yaptığını bilmez bi halde, toptan, rakipten kaçan, tekme ve ikili mücadeleden korkan bir adam futbol gibi takım oyunları yerine gitsin bireysel sporlara yönelsin.
Haftaya Galatasaray maçına gelince açıkçası benim çok büyük bir umudum yok. Takım bu şekilde oynarken, oynatılırken başarı beklemek pollyannacılıktan başka değildir benim için.

6 Aralık 2008 Cumartesi

Ne Zaman...

Ne zaman 'şampiyonuz' diye bağırsak, 
kursağımızda kalıyor. 
Söylesene bize hoca, 
takım niye oynamıyor?

8 Ekim 2008 Çarşamba

Beşiktaş:0 Devam Eden Hayat: 1

Ertuğrul Sağlam istifa etti. Etrafımdaki fanatiklik düzeyinde olsun, taraftarlık düzeyinde olsun bütün Beşiktaşlılar arasında bir durum yoklaması yaptım. Herkes inanılmaz derece de etkilenmiş. Özellikle Sağlam'ın basın toplantısında ki hali tavrı, yönetimi bombalayışı, paraya tenezzül etmeden istifayı basarak Beşiktaşlılık duruşundan tekrar bahsetmesi vs. vs. nedenlerden dolayı. Forumlarda da herkes yönetim istifa, Sinan Engin defol diye haykırmaya da başlamış. Gazeteler Adam Gibi Geldi Adam Gibi Gitti Helal Olsun manşetleriyle duyurmuş haberi. Bunların hepsini biliyosunuzdur. Ben sadece yazıma başlamadan önce tekrardan hatırlatmak istedim. 
Şimdi kendi düşüncelerime gelince. Olaylara en kolaycı yanından duygusal olarak bakmak istemiyorum. Duygusal olacaksam bu sadece Beşiktaşımın düşürüldüğü hale üzülmek, geleceğe olan karamsar bakışımda etkisini gösterecektir. Yoksa herkes gelip geçicidir. Bizde dahil olmak üzere tabii. Kalıcı olan tek şey Beşiktaş'tır. 
Fakat ne hikmetse kendini Beşiktaş'tan daha kalıcı olduğunu sanan bir yönetim etrafında yaşanan bu olaylara tepkisiz kalmaya, sessizliğimizi, sukûnetimizi koruma gayreti içerisindeyiz. Başta benimde içinde bulunduğum kapalı tribün taraftarının bu sessiz duruşuna bir türlü anlam veremiyorum ki bu kapalı tribün taraftarının başını çeken başta Çarşı grubu olmak üzere diğer grupların hali tavrı bence bulunduğumuz durumun baş sorumlusu. Evet belki bizler oy kullanamıyoruz, paramızla insanların nasıl konuşup nasıl tartışıcağını belirleyemiyoruz. Ama elimizdeki yegane güç olan taraftarlığımızı, takıma katkısı olan motivasyon sağlama olayını da sağlıklı bir şekilde kullanamıyoruz. Sanki bizim başımızda da basiretsiz aynı zamanda çıkarcı insan toplulukları mevcut. Bu söylediklerim anlık değil son iki sezonda birebir şahit olduğum veya yaşadığım olayların sonucunda elde ettiğim gözlemlerime dayanıyor. Bir popülizm dalgası içerisinde kendimizi aynı yönetim gibi kalıcı, Beşiktaş'tan ve tüm diğer taraftar gruplarından daha büyük daha ulaşılmaz görüyoruz. Böyle düşündükçe de bu tavrımıza, olaylara yaklaşımımıza direkt sirayet ediyor. Bu durumdan rahatsız olan ufacık bir tepki gösteren bile hemen dışlanıyor.
Yani kısaca anlatmak istediğim bu yaşananlar sadece yönetimle, demirörenle, sinanla sınırlı değil birebir Beşiktaş'ı seven O'nun için deliren, çıldıran bizlerin de suçu. Umarım önce biz kendi üzerimizde ki ölü topraktan sıyrılır ve gerçekten elimizden gelenin en iyisi ile bu yaşanan olaylara dur diyebiliriz. Yoksa hayat devam eder ve biz sadece filmi tekrar tekrar baştan izlemenin vermiş olduğu bıkkınlık ile ah-vah etmeye devam ederiz.

5 Ekim 2008 Pazar

Champions League

Futbolla ilgili fon müziklerinin linklerini yayımlamaya devam ediyorum. Bunu yaparkende artık hemen hemen herkesin kulağının aşina olduğu, stadda dinlerken keyiflendiği Şampiyonlar ligi müziğini atlamak olmaz. Alın size linki, alt tarafta da sözleri mevcut. Merak edenler için.

Ceux sont les meilleurs equipes ,
Es sind die aller besten Mannschaften
the main event .

Die Meister , die Besten ,
les meilleurs equipes
the champions .

Les grandes et les meilleurs !
Eine grosse stattliche Veranstaltung
the main event :

These are the men ,
Sie sind die Besten ,
These are the champions !

Die Meister , die Besten , les meilleurs equipes , the champions .
Die Meister , die Besten , les meilleurs equipes , the champions .

1 Ekim 2008 Çarşamba

Futbol Kulübü - Football's Coming Home

Sizi bombardımana tutmuş gibi hissediyorum kendimi. Görmemişin IPhone olmuş ne yapacağını şaşırmış diyosunuz kesin biliyorum. Ama inanın ki nette gezinirken dikkatimi çektiği için fon müziklerinin linklerini bloga ekleme ihtiyac duydum. Çoğu mazlum ya tam olarak ne aradıklarını bilmiyolar ya da soru soracak mecrayı doğru seçmiyolar. Bende bi sevap işleyim durumuyla giriştim rapid linklerini aramaya. Bulduğumu da koyuyrom bloga işte. Şimdi sırada habertürkte her pazartesi çok güzel 3 insanın birlikte yapmış olduğu Futbol Kulübü programı fon müziğine. Müzik Euro 96'nın resmi şarkısı. Bilmeyenler için küçük bir not işte.

NTVSpor - Euro Gol Müziği

Dedim ya IPhone zil seslerini değiştirmekle uğraşıyorum. Futbol hastasıyım bide. Haliyle zil çalacaksa da illa bana futbolu hatırlatacak. Neyse uzatmiyim. Delisi olduğum NTV yayın kurumunun o güzeller güzeli kanalı NTVSpor'un Euro 2008'de gol görüntülerini gösterirken kullandığı fon müziğine taktım kafayı. Aradım taradım sonunda tvden güzelce kayıt edilmiş halini buldum. Hemen yolladım telefona. Artık beni aradğınızda bilin ki telefon çalarken ben Robben'in, Torres'in veya Villa'nın gollerinden birini hatırlıyorum.

7 Eylül 2008 Pazar

Efsaneler #4 -George Best

"In 1969 I gave up women and alcohol.
It was the worst 20 minutes of my life."